Serê Salê we Piroz be !!! Yeni Yılınız Kutlu Olsun !!!

Kürtçe yılın başı anlamında olup Hicri takvim'e göre kutlanılan yeni yıldır. Kutlama her yıl 13 Ocak akşamı başlayıp üç gün sürerdi . Kız çocukları erkek kıyafeti giyip , yüzlerine soba isi veya koyun yünü ile takma sakal ve bıyık yaparlar. erkek çocukları ise sarık takıp,bayan elbisesi giyerek kapı kapı dolaşırlar. aralarından bazıları def veya arbane çalıp topluluğa eşlik eder. ev sahibinden kapıyı açana, 'sersala we pîroz be' yani "yeni yılınız kutlu olsun" denip bahşiş beklenir. Gece boyunca topladıkları bahşiş ve aldıkları hediyeleri -çogunlukla ceviz, pestil , badem- daha sonra kendi aralarında paylaşırlardı.

Serê Salê we Piroz be !!! Yeni Yılınız Kutlu Olsun !!!
Serê Salê we Piroz be !!! Yeni Yılınız Kutlu Olsun !!! Admin

13 Ocak "Serê salê”ydi. Ve tam bir bayram edasında kutlanırdı. Yemekler yapılır, tatlılar hazırlanırdı.

Sonbaharda hazırlanan kuru kış yiyecekleri özenle kilerlerdeki sığınaklarından yeşil sırlı küplerinden çıkarılır. Ve o özel yılbaşı gününe hazırlanırdı. Hikayeler anlatılır, tombalalar çekilirdi.

Bir halk kültürü ve yerelin öznelliğiyle kutlanıyordu yılbaşılar. Daha çok çocuklar olmak üzere, yetişkin kadın ve erkeklerin kılığına girerlerdi. Yüzlerini de kömür karası ile boyarlar, sakal bıyık yaparlardı. Eski Diyarbekir evlerinin kapılarına dayanırlardı, ağızlarında tekerlemeleriyle;

 

"Serê Salê / binê salê

Pîr qurbane / xortê malê”

Eski yılın son gününü yeni yılın ilk gününe bağlayan bu gecede evin yaşlısı, delikanlıya kurban olsun. Ya da;

" Serê salê / binê salê

Xwedê bi hêle / Pisînga binê manqalê."

Dilekler ne kadar yerellik kokuyor ve ne kadar içten. İşte bu Kürtçe dileklerle çocuklar kapıya dayanırlardı.

Ne mi olurdu? Merak ettiniz değil mi? Elbette, "Şakşako"su (kapı tokmağı) çalınan kadim şehrin evlerinin kapıları mutlaka açılırdı. Zaten bir çoğumuz da gecenin o vaktinde "Serê Salê" tarafından çalınan kapının heyecanını yaşamak isterdik.

Aksine bir şeyler istiyorlardı bizim serê salê'lerimiz. Ve vermek gerekiyordu tabii ki. Hele bir de hazırladığımız tatlı ve yiyeceklerden ya da biraz para vermeseydiniz. Cayırtı o zaman kopuyordu işte. Serê Salê boylu boyunca uzanıveriyordu yere. "Hawar ez mirim", imdat ben öldüm deyip yerde debelenerek hediyesini almadan gitmezdi.

İşte yılbaşılar böyleydi eski Diyarbekir'de. Değerlere sahip çıkmanın bir nedeni de belki kendini, kimliğini koruma ve sürdürme içgüdüsü müydü, ne?

Gözyaşlarımızı da sevinçlerimizi de doğduğumuz ve yaşadığımız topraklar hak ediyordu. Tabii ki iletişim teknolojisi ve görsel medya bizi esir almadan önce.

Zaman çok mu geç eski değerleri yaşatmaya, elbette değil. Belleklerde yaşıyorsa yaşatılabilir kültürler.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
SON DAKİKA!!! DİYARBAKIR'DAKİ YOLSUZLUK OPERASYONUNDA BİRÇOK ÖNEMLİ İSİM AÇIĞA ALINDI
SON DAKİKA!!! DİYARBAKIR'DAKİ YOLSUZLUK OPERASYONUNDA BİRÇOK ÖNEMLİ İSİM AÇIĞA ALINDI
BATMANLI KÜÇÜK AHMET İÇİN
BATMANLI KÜÇÜK AHMET İÇİN "BİSMİL SİMYA KOLEJİ" KAMPANYA BAŞLATTI